İsminin Büyüsüne Kapılmak: Bir Limon Verbenası Hikayesi
Biz bahçe severlerin ortak bir zaafı vardır: Bir bitkinin isminde "limon" geçiyorsa, üzerine bir de "hoş kokulu" ibaresi eklenmişse, orada tüm mantık kuralları askıya alınır. Karar vermekle sipariş butonuna basmak arasındaki süre 10 dakikayı bile geçmez! İşte benim Limon Verbenası ile tanışmam da tam olarak böyle yıldırım hızıyla gerçekleşen bir gönül bağıyla başladı.

Fidan kargodan çıkıp elimize ulaştığında, heyecanla yapay zekâ dostumun kapısını çaldım. Başladım "Limon Verbenası meyvesinin" özelliklerini, ne zaman meyveye yatacağını sormaya... Karşımdan gelen cevapla bir an duraksadım: "Bu bitkinin lezzetli bir meyvesi yoktur; o, yapraklarındaki o muazzam, yoğun limon kokusuyla meşhur şifalı bir çalıdır."
O an zihnimde birden şimşekler çaktı ve aklıma daha önce yaşadığım o meşhur Japon Ayvası maceram geldi! Kendi kendime öyle bir güldüm ki... "İşte," dedim, "Ülker, ikinci kez aynı tatlı tuzağa düştün!" İsmin büyüsüne ve o heyecanlı görsellere kanıp meyve beklerken, yine tamamen farklı karakterde ama bir o kadar büyüleyici başka bir yeşil dostla baş başa kalmıştım.
Peki pişman mıyım? Asla!
Madem bu güzel fidan yoğun ve tazeleyici bir limon kokusu vaat ediyordu, ona bahçede hak ettiği yeri vermeliydim. Yürüyüş yolumuzun kenarına, o morlu pembeli kufeya(cennet çiçeği) çiçeklerimizin hemen arkasına, bahçe tarafındaki özgür toprağa diktik.

Şimdi ne zaman o yoldan geçsem, kufeyaların güzelliğini seyrederken Verbenanın yapraklarına hafifçe dokunup o ferahlatıcı kokuyu içime çekiyorum. Bazen meyve vermeyen bir bitki, sırf rüzgarla bahçeye yaydığı tek bir yaprak kokusuyla bile insana "İyi ki almışım, iyi ki bahçeme hoş geldin" dedirtmeyi başarıyor. Bahçecilik de zaten böyle tatlı sürprizleri ve kendi hatalarına tebessüm edebilmeyi sevmek değil midir?
Ülker Tuğcu
(Yeşile Gönül Verenler Topluluğu)