loading

YGV Bahçe Günlüğü (Bölüm 14)_ Rizenin Yabani Kara Hurması (Hırnık) ve Bir Sürprizin Eğlenceli Hikayesi

Rize Dağlarının "Fındık" Boylu Gizli Cevheri: Yabani Kara Hurma (Hırnık) ve Kamanlı Yengenin "Büyük Sürpriz" İmtihanı!

‘’Değerli Yeşile Gönül Verenler; bu yazıdaki hikâye benden, onu dijital dünyaya böyle ballandırarak, lokum gibi uyarlaması ise yapay zekâ dostum Gemini’den... "Hikâye benden, uyarlama Gemini'den. Keyifli okumalar! "

Merhaba Yeşile Gönül Verenler!                                                                                                                                                                                  Bugün YGV köşemizde, Karadeniz’in o dik ve dumanlı yamaçlarında gezerken karşımıza çıkan, heybetli görüntüsüyle değil ama küçücük boyuyla ezber bozan bir orman güzelini misafir ediyoruz: Yabani Hurma (Diospyros lotus) – ya da bizim buralarda yöre insanının deyişiyle, o meşhur "Kara Hurma" (Hırnık, Üvez).

Tabii bu sefer sadece bir bitkiyi tanımakla kalmayacağız; Kırşehir’in bozkır diyarı Kaman’dan Rize’ye gelin gelen sevgili eşimin (yengemizin), bu ufacık Karadenizliyle yaşadığı ve evimizde yıllardır kahkahalarla anlatılan o meşhur "Onlar meyve miydi, bilemedim attım!" hikayesini de tarihe not düşeceğiz.

Arkanıza yaslanın, çayınızı tazeleyin; çünkü bu yazı hem şifa hem doğal lezzet hem de bolca Karadeniz neşesi içeriyor!

 

Kimdir Bu Yabani "Kara Hurma"? (Diospyros lotus)

Hani o bildiğimiz, kış gelince pazar tezgahlarını turuncu turuncu süsleyen kocaman Trabzon (Cennet) hurması var ya; işte bu fındık kadar olan "Yabani Hurma", onun bu topraklardaki asıl atası, en güçlü akrabasıdır! Doğu Karadeniz’de neredeyse her bahçede, her tarla sınırında kendiliğinden yetişir. Hatta fidanlıklarda o büyük Cennet hurmaları üretilirken, bu yabaninin o sert ve dayanıklı kökleri aşı anacı olarak kullanılır. Yani o olmasa, öbürü de olmaz!

Fındık Kadar Boyu Var, Şifa Dolu Huyu Var: Ortalama 1.5- 2 cm çapında, tam bir fındık büyüklüğündedir. Ekim-Kasım gibi olgunlaştıkça rengi önce sarı-turuncudan koyu kahveye, ardından asıl hali olan o puslu siyah/mavi-siyaha döner.

  • Dalından mı, Kurutulmuş mu? Dalından ilk koptuğunda buruktur, ağzı buruşturur. Ama ağaçta kalıp, kışın o tatlı ayazını yiyip pörsüyünce bal gibi tatlanır. Ancak bu ufacığın asıl şöhreti kurutulmuş halidir!

 

"Paketle, Koy Cebine; Yürürken Fındık Gibi Tüket!"

Karadeniz insanı için kurutulmuş yabani hurma, kış aylarının doğal "cep çerezidir". Bizim Rize’de sonbahar sonu toplanan bu minikler hasırların, çardakların altına serilir, kendi halinde kurutulur.

İşte o zaman mucize başlar: İyice büzüşen o fındık kadar hurmaların dışı, kendi doğal şekerinden ötürü pudra gibi beyaz bir örtüyle kaplanır. Sonra ne mi yapılır? Küçük keselere, paketlere doldurulur. Kışın bahçede çalışırken, yokuş yukarı yürürken ya da dağa bayıra çıkarken cebinden bir avuç çıkarır, tıpkı fındık veya kuru üzüm gibi pıtır pıtır ağzına atarsın. Hem müthiş bir enerji verir hem de Karadeniz’in o keskin soğuğunda içini ısıtır. İçindeki o sert çekirdekleri çıtlatıp doğaya savurmak da bu işin en doğal ritüelidir!

Ve O Meşhur Sürpriz: "Onlar Meyve miydi? Bilemedim, Attım!"

Gelelim bizim evin o meşhur, "Kaman-Rize" kültür çatışması anısına...

Eşim Kırşehir’in o güzel, bozkır kokulu ilçesi Kaman’dan. Kamanlılar cevizden, bozkırın cömertliğinden çok iyi anlar ama Rize’nin o ormanlarında kendiliğinden biten fındık büyüklüğündeki bu yabani "kara" hurmayı nereden bilsinler? Bizim buralara gelin gelene kadar ne görmüşlüğü var ne duymuşluğu...

Yıllar önce bir gün, "Hanıma şöyle güzel bir kışlık sürpriz yapayım" diye heveslendim. Gözüme kestirdiğim o yabani ağaçlardan, belki iki kilo o minicik kara hurmaları tek tek, sabırla topladım. Eve getirdim, büyükçe bir tepsiye döküp kuruması için balkondaki masanın üzerine bıraktım. Günler geçti, o pıtırlar kurudu, pörsüdü, tam o "cebe koyup yürürken yemeklik" kıvama geldi.

Akşam eve döndüğümde, içimde çocuksu bir heyecanla, "Bak sana ne getirdim!" diyerek balkona yöneldim. Ama o da ne? Balkondaki masanın üstündeki o koca metal tepsi bomboş, dümdüz duruyordu! Şaşkınlıkla içeriye, bizim hanımın yanına koştum:

— Hanım, balkondaki o tepsinin içindeki hurmalar nerede?

Bizim Kamanlı, gayet sakin, o Anadolu insanına has masum ve kendinden emin bir tonda cevap verdi: — Onlar meyve miydi? Bilemedim attım...

O an gözümün önünden o ağaçların dalları, o tek tek toplanan iki kilo minik hurma ve günlerce kurumasını beklediğim o emekler bir film şeridi gibi geçti! Ama yengeme de hak vermemek elde değildi. Kaman’ın bozkırından gelen biri için o buruşmuş, küçücük, kahverengi-siyah, kuruyunca dışı pürüzlü olan yabani hurmalar, ilk bakışta yenilebilir bir meyveden ziyade, sanki bahçeden dökülmüş, orada unutulmuş bir ağaç döküntüsü, bir avuç çöp gibi görünmüştü. "Balkonda çöp birikmesin" diye temizlik aşkıyla doğrudan çöpe gitmişlerdi!


Büyük Sürprizden Geriye Kalan Tatlı Bir Ömür

Büyük bir emek gitmişti gitmesine ama geriye ömür boyu gülerek anlatacağımız, her hasat vaktinde yengeme "Bak bunları atma ha, bunlar o meşhur çerezler!" diye takılacağımız, evimizin en neşeli anısı kaldı. Yıllar içinde Kamanlı yengem de Rize’nin o fındık kadar kara hurmalarına öyle bir alıştı ki, artık kurutma zamanı geldiğinde onları balkonda en başta kendisi korur, kendi elleriyle keselere doldurur oldu.

Buradan çıkaracağımız YGV dersi şudur dostlar: Doğanın her cömertliği dışarıdan bakınca "meyveye" benzemez, bazısı çöp sanılır ama Karadeniz'in o şifalı rüzgarıyla kuruyunca bal olur, lokum olur! ????????

Yolunuz Doğu Karadeniz’e düşerse, o bahçe kenarlarındaki küçük yabani kara hurma ağaçlarına bir de bu gözle bakın. Ve olur da bir balkonda fındık kadar siyah kurular görürseniz... Sakın ha, "Bunlar ne?" deyip atmayın! Sadece bir avuç alın, cebinize koyun ve o şifalı rüzgârda yürürken doğanın bu paha biçilemez çıtır çerezinin tadını çıkarın.

Bir sonraki Yeşile Gönül Verenler hikâyesinde buluşmak üzere, doğayla ve sevgiyle kalın! ????????????

Kaynak: Ülker Tuğcu ve Gemini işbirliğiyle hazırlanmıştır.


Etiketler: