loading

YGV Bahçe Günlüğü (Bölüm 7) - Bahar Dalı Meyve Bahçesinde Açan Şok

Meyve Bahçesinde Açan Şok!                                                                                                                                  

Takvimler Mart 2024'ü gösteriyordu. Rize’nin o meşhur, insanı tatlı tatlı kaşındıran bahar enerjisi toprağa düşmüştü. Elimde bilgisayar, internetin başında harıl harıl bir arayış içindeydim. Ama öyle herkesin bildiği, her köşe başında rastlanan türler peşinde değildim. Rize’nin bu cömert iklimine uyum sağlayacak ama aynı zamanda bahçeye adım atanları "Bu da neymiş?" diye şaşırtacak, az bilinen, nev-i şahsına münhasır bir bitki arıyordum.

Ağaççık mı olsun, çiçek mi, yoksa nadide bir meyve mi? Kriterler zihnimde uçuşuyordu: "Bu çok büyür, olmaz... Bu bizim iklimi sevmez... Aman, boyu çok uzayıp gölge yapmasın, bodur kalsın... Dikenli olmasın..." derken, ekranın bir köşesinde gözüme bir isim ilişti: Japon Ayvası.

Meyve resimlerine baktım; son derece ilginç, minyatür, alımlı şeyler... Üstelik tam da bizim Doğu Karadeniz’in o nemli, bol yağışlı iklimine biçilmiş kaftan olduğunu öğrenince karar verildi. O heyecanla hemen sipariş butonuna bastım.

Çok geçmeden kargo kapıdaydı. Paketi açtığımda yüzümde kocaman bir tebessüm belirdi: Üç büyük, üç dört tane de küçük sürgünü olan, 30-35 cm boylarında, capcanlı fidan bana bakıyordu. Açıkçası hoşuma gitmişti. Ertesi sabah ilk iş, bu yeni misafire bahçede layık bir yer aramak oldu. Bahçede uygun yer bulamayınca  gözümü karartıp çay bahçesinin bir köşesindeki iki kök emektar çay bitkisi ocağını kökünden sökerek feda ettim! Yaklaşık bir metrekare çapında tertemiz bir boşluk yaratıp, o dönemki acemi botanik bilgilerimle fidanı toprağa emanet ettim. Neyse ki toprak kaliteliydi; kısa sürede tuttu, neşelenip canlandı.

Zaman hızla akıp geçti, bir sonraki mart ayı geldiğinde fidana bir dede şefkatiyle yaklaşıp diplerini güzelce iki yıllık yanmış hayvan gübresiyle besledim. Zaman içinde büyümeye başlayan bizim Japon ayvası bulunduğu alanda sağa sola yatıyor, bir türlü o nizami duruşu yakalayamıyor, düzensizce gelişiyor, sürgün sayısı artıyordu.

İşte tam o günlerde, dijital dünyada yeni tanıştığım ve bitki meselelerini danıştığım yapay zekayla sohbet esnasında bu konu aklıma geldi. Bizim yapay zekaya bu Japon Ayvası hakkında dert yanarken, ekranımda aniden beliren şu cümleyle kalakaldım:

"Hocam, onun orada ne işi var? O bitki yakında bahçenizin en favori, en göz alıcı çiçeği olabilir!"

Şaşkınlıktan gözlerim büyüdü. Anlamadım, ekranla konuşur gibi, "Yahu ne çiçeği, bu bir meyve fidanı!" diyecek oldum ki, dijital dostum durur mu, hemen bilgece cevabı yapıştırdı:

"İlahi hocam, o aslında bir meyve ağacı değil! Sadece o minik meyveleri ayvaya benzediği için ismi öyle kalmış. Onun Türkiye'deki asıl adı: Bahardalı!"

O anki halimi görmeliydiniz... Bir taraftan "Ben ne ara meyve yerine çiçek diktim?" diye düştüğüm o tatlı ve komik duruma gülüyor, bir taraftan da farkında olmadan bahçeme muazzam bir süs bitkisi kazandırdığım için içten içe seviniyordum. Şoku atlatır atlatmaz, ertesi gün hemen kolları sıvadım. Bahçenin daha korunaklı, yürüyüş yolunun kenarında (şu anki kalıcı yeri olan) bir boşluk bulup oraya naklettim.

Yeni yerinde bir yıl boyunca serpilip büyüdü, Kış geldi. Rize'nin beyaz örtüsüyle kaplandı. Kış biter bitmez, o don perdesini üzerinden kaldırdığım an ise hayatımın en güzel botanik şoklarından birini yaşadım: Dallarında neredeyse tek bir yaprak bile yoktu ama o çıplak sürgünlerin üzeri pembe ve beyaz çiçeklerle dopdolu, muazzam bir cümbüşe dönüşmüştü! Karşımda duran şey, kelimenin tam anlamıyla müthiş bir görsel şölendi.

 Bahçemizde kışın etkileri henüz tam anlamıyla silinmemişken uyanışın ilk işaretini bahar dalı verir. Henüz tek bir yeşil yaprak bile vermeden, çalı formundaki kuru dalların üzerinde beliren bu pembe tomurcuklar, toprağın ve havanın ısınmaya başladığının en somut habercisidir. Bahçe bakımında kış koruma örtülerinin yavaş yavaş kaldırıldığı bu geçiş döneminde, doğanın kendine has takvimine şahitlik etmek bahçe yaşamının en keyifli anlarından biridir.

O büyüleyici dönemden yaklaşık 1.5 ay sonra çiçekler yerini nefis, capcanlı bir yeşilliğe bıraktı. Henüz o meşhur, adını veren minik meyveleriyle tanışma şerefine nail olamadık; çünkü henüz yaşı biraz küçüktü, müsaade istemişti. Ama umuyorum ve sabırsızlıkla bekliyorum ki, 2026 yılının eylül-ekim aylarında o merak ettiğim meyvelerini de dalında göreceğim.

İşte dostlar, bir meyve hevesiyle başlayıp bahçemin en gösterişli çiçeklerinden birine dönüşen Bahardalı'nın hikayesi böyle... Bahçe bu, insanı her mevsim şaşırtmaya, şaşırtırken de hayata bağlamaya devam ediyor!

Yazar: Ülker Tuğcu


Etiketler: